Brooklyn'de Bir Cuma Aksami

Her sey bir mesajla baslar. Yemek zevki kadar muzik zevkine de guvendiginiz dostunuz Whatsapp grubundan cuma aksami Wolf Alice konserine davet eder. Oncesinde de Ramen Yebisu - Turkce meali "Ye Bir Sus" - adli Japon restorani denenecektir. Hayir demek olasilik disidir.

Manhattan metrolarini cuma aksamlarina ozgu isten yeni cikmis ve dagitmaya hazir yirmi ila kirk yas arasi, siyahlar icindeki calisanlar ordusu kaplamistir. Bunlarin bir kismi ya ofiste icmeye coktan baslamis ya da bir an once baslayacaklari restoranlara ulasmanin sabirsizligi icinde, suratlarinda kayik bir tebessum ile gevsemeye yuz tutmus durumdadir. Gomlekler eteklerden disari firlamis, kravatlar cantalara kaldirilmis, rahatsiz is ayakkabilari yerini şık ama bir o kadar da uzerinde tepinmeye elverisli ayakkabilara birakmistir. Manhattan bir cuma aksamina daha yeni restoran maceralari ve bol icilecegi simdiden belli olan yuksek alkol hacmiyle hazirdir.

Peki ya Brooklyn?

14. Sokak duraginda Manhattan'in en eski treni olan 1'den Brooklyn'in en gozde hatti olan L'e gecis yapilan yer alti yolu size Manhattan'in bu ölçülü dagitma tarzini unutmak durumunda oldugunuzu hatirlatir. ölçülü dagilmis is kiyafetleri, simdilik ölçülü alinmis alkol ve kulakliklardan ölçülü seviyede dinlenen muzik Brooklyn metrosuna yaklastikca geride kalir. Buralara hakim hava ozgurluktur. Kahverengi ekose ceket pantalon takiminin icine kot ceket attirmis orta yasli amca disarida bardaktan bosanircasina yagmakta olan yagmurdan korunmak icin pacalarini bordo, deri botlarinin icine sıkıştırmış halde neden arkasindan gecmekte olan iri kadinin turkuvaz renkli bebek arabasini daha hizli itmedigini elestirir bir bakis firlatirken, renkli tokalarla örülmüş saclari ve boncuk gozleriyle arabadaki siyahi bebek adama el sallamaktadir. Bu sirada hemen onlerinde ceryan etmekte olan elektronik muzikle Afrika uflemeli calgilarinin sentezlendigi yeni akim muzik performansinin yuksek tonu bebege en ufak bir rahatsizlik vermemektedir. Son teknoloji muzik aleti-bilgisayar karisimi enstrumani calmak icin ayakkabilarini cikarmis olan muzisyen-teknisyenin kirmizi coraplari etrafinda toplanan merakli kalabaligin muzikten daha cok ilgisini cekmektedir. Ne de olsa dehalar kaliplara sigdirilamaz ve Brooklyn'de kapilar herkese aciktir.

L treniyle Manhattan'la Brooklyn'i ayiran East River'in karanlik sularinin altindan gecerek uc dakikada Bedford duragina ulasirsiniz; yani Williamsburg'un ana duragi; yani Brooklyn'in Karakoy'u. Yagmur tum siddetiyle devam etmekte ama cuma aksaminin hizini kesememektedir. Sokaklar ruzgarda ters donen semsiyeleriyle ordan oraya savrulan, restoranlarsa hafif bugulanmis camlarindan disariyi seyreden ve masa sirasinin gelmesini bekleyen insanlarla doludur. Ben kisa ve islak bir yuruyusun sonunda Ye Bi Sus'a varmis, adimizi bekleme listesine yazdirmis kurumaya calisan islak kedi kafasinda camin onune sinmisim. Iceriyi muazzam bir Miso soup - aci sos karisimi koku sarmis, etrafimsa omuz omuza bekledigim ve boyle oldugu icin cok mutlu oldugum Manhattanlilarla cevrili. Herkes kurulu yaris arabalari gibi masasina gectigi an siparis vermeye hazir olabilmek icin beklerken menuden yemek seciyor; biralar coktan ellerde.

Canim dostum da islak Manhattan-Brooklyn yolculugunu tamamlamis olmanin hakli gururuyla basi dik restorana girdigi sirada hostesin sesini duyuyoruz:

"Dee! Party of two? "

Zamanlamamiz daha kusursuz olamazdi. Yemek sirasinda sohbetimizin icerigi denge bozucu derecede zengin ama sirali: en son Alacati'da gorusmusuz, birbirimizin nemli ve usumus bakislarini gorunce bir an aklimiz oraya gidiveriyor, kafalarimiz karisiyor ama cabuk toparliyoruz. Isinan parmaklarimizla Yebisu Ramenlerimizi mideye indirirken son populer start-uplarin halinden baslayip, memleketin halinde takili kalip bir de son son Sufizmin haline deginerek kredi karti gecmeyen mekandan uzerimizdeki butun nakti birakarak ayriliyoruz. Cunku kisaca Brooklyn: nakit öde ya da öl.

Wolf Alice'i dinleyecegimiz mekan Polonya mahallesinde, adi da haliyle Warsaw. Uslu ogrenciler gibi tam vaktinde gelmisiz, icerisi daha dolmamis bile. Konser 9'da baslayacak; iki gundur Spotify'dan durmaksizin bu grubu dinlemisim, kirk yillik fanlarina tas cikartabilirim; cok hazirim ve hatta saat tam 9'da bir anda aydinlanan sahneyi dolduran üç bacaksizin Wolf Alice olabilecegine inanacak kadar da naifim. Onden cikan bu ilk isinma grubunun muzik tarzi hayat felsefemle tam örtüşmese de baş gitaristlerinin head-bang'lerden sicakladigi anlarin birinde uzerinden firlatip attigi kazaginin altindan bir gunes gibi acan t-shirt bana muzigi bile sevdirmeye yetiyor.

"Stephen King rocks"

Oyle desene! Bir anda cocugu da alternatif rock'i destekler hale gelmis olsam da onlarin sahnelerinin geri kalaninda muzikten cok aklim King'in sigarayi birakmak icin insanlarin ozel bir sirketle anlastiklari ve bu zevkten mahrum olmamak adina sevdiklerinin öldurulmesine bile göz yumabildiklerini anlattigi kitabi "Quitters, Inc" e gidiveriyor. Evet ilk ön grup iyiydi ama King daha iyiydi.

Ikinci grup? Ikinci grup yogun kelimesinin muzikte vucut bulmus hali gibiydi. Oyle ki kacinilmaz olan oldu ve bir iki sarki sonra hayatimda ilk defa bir anda toplaniveren "mosh-pit"cilerin arasinda kaldim. Kivrak bir iki adimda geriye sicramayi basarip seviyeli Manhattanli gozlemci kimligimize burunduk ve agzimiz kulaklarimizda insanlarin cilginca birbirini itip kakmalarini izlemeye koyulduk. Muzik yine arka planda kalmisti, o an aslolan dostane yumruklasmalar ve hipnozdu. Bir de tabi arada bir havada suzulup sonunda suratimizda patlayan alkollu icecekler menusu. Meger yumruklasmalar, tepinmeler gibi asiriya kacmayacak sıklıkta ön saflardan arkalara genelde ucuz biranin basi cektigi farkli icecekler firlatmak da bu tarz alternatif muzik ortamlarinin vazgecilmez geleneklerinden biriymis. Sahsen ilk grubun Stephen King hayrani gitaristinin yarisini icip kalanini uzerimize sactigi su sisesinden okkali bir miktar su suratima gelince acaba hastalik kapar miyim diye dusundugum anlar bir de ikinci grup sirasinda en ön agresif gruptan tam da dostumun kafasina gonderilen ve uzerimizde bosalan bira kutusunun damagimizda biraktigi ucuz tat benim favorilerim arasindaydi.

Ikinci gruptan sonra sahne yeni grup icin hazirlanirken biz artik siranin Wolf Alice'te olup olamayacagina dair bahis mi acsak diyerek icinde bulundugumuz bos dakikalari paraya cevirmenin yollarini ariyorduk. Ya da yalan olmasin; sanirim sadece ben oyle yapiyordum, arkadasimsa sabah yedide ayagina gecirdigi ayakkabilari caktirmadan ve ayaklari o noktada yerleri tumuyle kaplamis olan bira, soda, ter ve tukuruk tabakasina degmeden nasil cikarabilecegini planliyordu. Son iki saattir sirtinda tasidigi televizyon yavrusu laptop da bitkin durumuna pek yardimci olmuyordu elbette. Sorumluluk sahibi otuz yasinda iki kadin olarak isten sonra evimize gidip, bir kadeh kirmizi sarap esliginde pencereye vuran yagmur damlalarini izlemek yerine Williamsburg'un Polonya mahallesinde alternatif rock dinlemeye gelirsek, kacinilmaz sonla da gururlu askerler gibi mucadele edecektik.

Tum bunlar olup biterken, etraf yine bir anda kararip beklenen buyuk finale ulastigimizi haber verdi. Sahneden yukselen parlak isik altinda soyle bir goz gezdirdigim salon sonunda hinca hinc dolu gorunuyordu. Etrafimizi saran alkis ve cigliklar arasinda yavasca utangac bir kiz cocugunun sesi yukselmeye basladi:

"Shake your hair, have some fun

Forget our mothers and past lovers, forget everyone

Oh, I'm so lucky, you are my best friend

Oh, there's noone, there's noone who knows me like you do"

Wolf Alice sahnedeydi ve Brooklyn'de kusursuz bir cuma gecesi sanki daha yeni basliyordu.

Sabaha karsi iki civari yataga uzandigim dakikalarda hala uguldayan ve kendi ic sesimi bile bir duvarin arkasindan duyuyormusum gibi hissettiren kulaklarimda utangac kizin gür sesi, kafamda birbirinin uzerine ziplayip duran adam ve kadinlarin goruntusu, uzerimdeyse konser boyunca maruz kaldigim bira-su-votka karisimi sivinin kokusu uykuya dalmak uzereyim. Icimi sarmalayan tek duyguysa: iyi ki evde bir kadeh kirmizi sarapla yagmuru seyretmeye kalkmamisim; iyi ki Wolf Alice hayrani bir dosta sahibim ve iyi ki orda, tek metro uzaklikta Brooklyn diye bir yer var.