SÜTYENİNİ Mİ ÇIKARMIŞ ?

İçeride neler yaşayacağımızı biletini kontrol ettirmek için bekleyenlerin girdiği düzensiz sıradan az çok tahmin etmeliydim. New York için bile fazla sıradışı   bir sıraydı...Aralık ayazında göbek dekolteli kazaklarla popo çizgisinin az altında etekler giymek kolay cesaret edilecek şey değildi. İşin ucunda Angel Haze bile olsa. You only get one moment in this life to be great diye şarkı sözleri yazdığı (an itibariyle Spotify’da sadece 7.5 milyon kere dinlenmiş) doğruydu belki ama o da insandı sonuçta. Benim biraz fazlaca kışa uygun giyinmiş olmamı anlayışla karşılamasını umarak biletimi görmek isteyen iri adama uzattım. Hayatımın en gururlu anı değildi ama en azından üşümüyordum ve büyük bir ciddiyetle 21 yaşın üstünde olup olmadığım sorulmuştu. Gece güzelleşmeye başlamıştı bile işte.

İki ay önceydi; sevgilimle (Tamam tamam, aslında kocam. Göstermeye çalıştığımdan sadece biraz daha az havalı bir insanım) genelde çok farklı olan hobilerimize biraz daha saygı duyabilmek için yeni günler başlıklı, adı üstünde yeni bir gelenek yaratmıştık. Her ay birimiz uyandığımız andan yatana kadar o gün çift olarak neler yapacağımızı planlayacak, diğeri de sessizce önüne konulan her teklifi kabul edecekti. Her şey planın bir parçası olabilirdi. Tek bir şartla; bu aktivitelerin bizi hayatın rutininden çıkarması gerekiyordu. Bu sayede mesela Ferrari kullandık (tahmin edin hangimizin isteğiydi), New York’un adım atmadığımız, uzak mahallelerine gittik, yedi yıldır önünden sürekli geçmemize rağmen içeri giremediğimiz bağımsız sinemada bir film izledik ve o soğuk Aralık günü, bana ait bir aktivite olarak Angel Haze konserine gittik.

Biletleri alırken onunla ilgili bir tek şey biliyordum; Battle Cry şarkısı. Bugünse kendisini kardeşten yakın görüyorum zira kız kardeşim olsaydı bile beraber yapacağımızı düşünmediğim şeyleri o iki saatte Angel’la yaptım. Öncelikle şunu bilin isterim; kendisi tam bir melek. Sahneye geç çıkmadığı gibi kendisinden önce sahne alan ön gruplar New York’a geldiğimden beri başıma gelen en güzel keşifler oldu.

Bu ön grupları Melek Hanim kendi mi seçmiş bilmem ama sahneye nasıl bir giriş yaptığıyla ilgili tek karar mekanizmasının kendi olduğuna eminim. Belli ki ne mekan (Sound of Brazil) ne menajerler ne de herhangi bir kural bu ateş parçası, minicik hatunu durdurabilmiş. Ne de olsa elde koca bir blunt’la (puronun içi boşaltılıp, yerine marijuana konularak elde edilen alkolsüz, gazlı içecek (!) ) sahneye adım atıp, çığlıkların biraz durulduğu ilk anda onu havaya kaldırıp, uzuuun bir nefesle yakıp, tüm konser boyunca da içmek kapalı bir alanda sahne alan her Amerikalı şarkıcıya nasip olamazdı. Özellikle de itfaiyenin yeri geldi mi polisten bile önemli olduğu, sigara içmeninse çocuk istismarı, hayvanlara işkence ve vergi kaçırma girişimlerinin hemen altında sıralandığı bir şehirde (Angel’ın içtiği sigara olmadığı için sorun olmadı herhalde). Yani daha birinci dakikadan anladık ki bu kız özel bir kızdı ve o gece giderek ilginçleşeceğe benziyordu. Amaç rutini kırmaksa, biz ortalığı darma duman etmiştik.

Bu kısa ama derin darbeli show’dan etkilenmiş bir şekilde konsere başladık. Hiçbir şarkısını bilmediğim bu 12 yaşında oğlan çocuğu gibi görünen minik kız maşallah 72 yaşında, yıllarını otoyollarda tek başına direksiyon sallayarak geçirmiş (Türk) bir kamyon şoförü gibi konuşuyordu. Bu durum tabi en çok bizim işimize yaradı çünkü bol argolu, pek kızgın ve yakıcı içerikli şarkıların genelde dört beş kelimeden meydana gelen nakaratlarını ezberlemek, ilkokul çağlarında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi'nden tutun da İstiklal Marşı’nın iki değil tam on kıtasını ezberlemek zorunda bırakılmış biz Türk gençleri için çocuk oyuncağıydı. Olsa olsa fuck, shit, damn, bir de söylemesi ayıp n'li kelimenin hangi sırada dizildiğini ezberlemek yeterliydi. Böylece şarkı sözlerinin en can alıcı kısımlarını hızlıca cebime atıp kendimi etrafımdakileri gözlemlemeye kaptırıverdim.

Beş on dakika geçti geçmedi beynimde bir ampul yandı (farklı ampul, farklı) Angel Haze lezbiyen olmalıydı çünkü bizi çevreleyen sahne önü kalabalığında benim kocam da dahil toplam sadece beş erkek vardı. Diğer sevgililer hep kadındı. Kadın erkek herkes her şekilde birbirini yeter ki sevsindi elbette, kombinasyonların nasıl sıralandığı hiç önemli değildi ama Angel’i ve sanatını daha iyi anlayabilmek için onun cinsel tercihini dolaylı olarak da olsa keşfetmiş olduğum için bir an mutluluk duydum açıkçası. Tıpkı çağdaş sanatçıların milyonlarca dolara satılan bazı soyut eserlerini anlamak için onları ve hayat hikayelerini iyi bilmek gerektiği gibi, Angel’in şarkılarını daha iyi anlamak için onu daha iyi tanımak gerekiyordu ne de olsa.

Bu şekilde onu çözmeye iyice yaklaştığımı hissettiğim bir anda yeniden beklenmedik bir şey yaşandı ve Angel dinleyicilerin arasından iki kadını ellerinden tutarak sahneye çıkardı. Ne samimi, ne gerçek bir sanatçıydı bu kız. Topluluğu eğlendirmede de tam bir ustaydı ama az sonra olacaklara ne kendisi ne de biz hazırdık.

Sahneye çıkarılan dinleyicilerden daha oynak, daha çıplak olanı yeterince öyle olmadığını düşünmüş olacak ki kaşla göz arası üstünü çıkarıverdi. Bir bakmıştık beyaz bir üst, hop bir daha baktık zıp zıp zıplayan yaramaz göğüsler. O noktada artık kalabalıkta, müzisyenlerde ve yılanın başı Angel’da zaten eser seviyede bulunan adap edep de blunt dumanına karışıp uçtu gitti. Kendi şaşkınlığını mi gizlesin, hatun için kopan alkışları geri mi kazanmaya çalışsın, ne yapsın bilemezken, sanırım ne onu hayal kırıklığına uğratmak ne de sürü psikolojisinin dışında kalmak isteyen sahnedeki diğer seyirci de yüksek çığlıklar eşliğinde soyunuverdi. Hafif striptiz ezgili bu düetin ortasında kalıveren Angel tüm çabasıyla yapabileceği tek olası şeyi yapmaya gayret ediyor; ciğerini parçalarcasına şarkı söylüyordu. Tam bu sıralardaydı sanırım, yüksek olan tempoyu yukarıda tutmak için en ünlü ve hani bildiğimiz tek şarkısı Battle Cry’ı da söylemeye başlayınca, bizim akşamımızın akıbeti netlik kazandı: rutin itinayla bozulmuştu.

İşte bu şekilde kocamı elinden tutup kızlara kazakların, tshirtlerin ve hatta sütyenlerin fazla geldiği, müzisyenlerin demonstrasyon ve teşvikiyle herkesin ot içtiği, şarkıcının dinleyicileriyle kardeş olduğu, korumalarınsa kalabalıktan bir fırt çektiği bir ortama götürdüm. Güzel bir akşamdı ve her seferinde olmasa bile o gün yeni günler projemizin amacını on ikiden vurduğu kesindi! Bütün evli (evsiz) çiftlere şiddetle tavsiye ettiğim bir aktivite Angel Haze.

 Kendisinin de dediği gibi:

This shit sounds like the danger zone

I’m the big bad wolf, Ima take the throne